Sorgulanmayan Hayat Yaşanmaya Değmez

"Sorgulanmaya hayat yaşanmaya değmez" derken Sokrates bir fanteziyi değil, evrensel bir gerçeği dile getiriyordu. Sıradan bir insan evrende olup biteni, canlı cansız varlıklar arasında cereyan eden olayları merak ve hayranlık duygusuna kapılmadan, sıradan ya da kaderci görüp doğal sayabilir. Bu durum zihin tembelliği, alışkanlık ve şartlanmanın getirdiği çok sınırlı bir bakış açısıdır. Oysa düşünen insan, görünenin ötesindeki sırları, incelikleri ve derinlikleri, nedensellikleri, varoluşları, etkileşimleri bilmek ister. Tıpkı şu an bazı insanların, başına gelen olayları, başarı ve başarısızlıklarını, mutluluk ve mutsuzluklarını, hayatı sorguladıkları gibi.

Felsefe, varlık ve olaylar karşısında insanın duyduğu merakı gidermeye yönelik bir entelektüel çaba olsa da toplumun siyasi, sosyal, kültürel açıdan değişimini ve gelişimini de derinden etkiler. İnsanlara siyasi ve sosyal olaylar karşısında zekice tavır alma yeteneğini kazandırır. Toplumsal kuralları ve kurumları yeniden sorgulayan dinamik bir yapısı olduğundan her zaman gelişime ve bilime önayak olmuştur.

Sokrates’in sözüne dönersek biz birey olarak hayatımızı nasıl sorgulayacağız? Birincisi, bize ailemiz ve çevremiz tarafından kendimizle ve hayatla ilgili verilmiş, giydirilmiş olan tüm bilgileri, öğrenmişlikleri, kodlamaları bir kenara ayırıp, farkındalıkla tekrar ele alarak yapacağız bunu. Ben şöyleyim, ben böyleyim, hayat şudur, budur... gibi durumları aklımızla yeni baştan inceleyeceğiz. Burada amaç, karşı çıkmak değil kendi aklımızla şimdinin farkındalığında yeni bir keşiftir.

Toplumsal sorgulamamızdaysa modern teknoloji ürünleriyle âdeta küçük bir köy haline gelen sanal dünyanın ve buradan yapılan bazı etkileşimlerin manevi, ahlaki ve kültürel değerleri olumsuz yönde değiştirdiğinin farkında olmak önemli bir aşamadır. İnsani değerlerin hızla yitirilmesi, geçici değerlerin dayatılması, dikkatlerin maddeye, tüketime yönlendirilmesi, korku ve zevk salınarak kitle yönetimlerinin ve etiketlerle kimlik sahibi olmanın illüzyonundan çıkıp, olup biteni kendi aklımızla sorgulayarak aydınlanma çabası insani amacımız olmaz mı?.

Aydınlanma çağı filozoflarından Immanuel Kant şöyle der: "Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçuyla düşmüştür. Bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır. 'Spare Aude!' Aklını kendin kullanmak cesaretini göster."

Peki, neden insanlar çoğunlukla bu ergin olmama, kendi akıllarını kullanmama durumunu tercih eder? Çünkü rahattır, çünkü her zaman birileri sizin yerinize düşünür, sorumluluk yoktur, başkalarını suçlamak ya da alkışlamak, kurban rolü oynamak her zaman daha kolaydır. Bu rahatlıkta insanı giderek karanlık bir kuyuya çekerek hayatı boş, acı ve anlamsız kılmaktadır. İşte o zaman da yaşamın hiçbir değeri kalmaz. Şimdi hâlâ hayattayken, yaşamı anlamlı ve değerli kılmak adına aklımızı kullanma cesaretini göstermenin tam zamanıdır.

Hatırlamamız gereken diğer bir husus da kutsal kitabımızda defalarca hikmet ve akıl sahibi olmaktan bahsedilmiştir. (el-Bakara 2/129) "Allah hikmeti dilediğine verir; kime hikmet vermişse ona çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklı sahipleri düşünür." Pek çok tesvir âlimine göre buradaki mana; din ve dünyaya ait meseleleri enine boyuna ve derinlemesine araştırıp inceleme, dünyanın inceliklerini keşfe yarayan bilgiden bahseder (hikmet). Bunu da ancak aklını çalıştıranların anlayıp takdir edeceklerini bildirmektedir diye yorumlanır ayet. Görülüyor ki felsefi ve dini öğretiler, bize aklı kullanmayı, düşünmeyi, hikmet arayışı içinde olmamızı öğütlüyor. Peki şimdi soru şu: Biz başkalarının menfi akıllarına, yargılarına mı hizmet ediyoruz yoksa kendi aklımızın kılavuzluğunu  kullanma cesareti göstererek aydınlanmaya mı çalışıyoruz?

Sevgi ve sağlıkla ilerleyin...

Arzu Bıyıklıoğlu

NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu

 

 

Kimler Akıllıdır?

Akıllı olmak sadece seçkin insanlara mı ait bir özellik midir yoksa her insan akıllı mıdır? Yaptığım sosyolojik, psikolojik, nörolojik ve felsefi araştırmalara göre akıl, her insan için vardır ama kullanıp kullanmamak ya da ne amaçlı kullanacağı kişiye kalmıştı... devamını oku

Belki de Sen, Yüzüncü Maymun Olabilirsin

Gündemde olaylar alıp başını giderken bu olaylara fazla takılmadan kendi üzerlerine odaklanmış, içsel huzur ve dengeyi yakalamış (ya da yakamla gayreti içinde) olanlara gündem takipçileri pek hoş gözle bakmıyorlar. Bu arada gündemciler de kendi arasın... devamını oku

CÖMERTLİK

Bugün de güzel erdemlerden, önemli insani değerlerden biri olan CÖMERTLİK kapısından bakalım istedim. Modern çağın madde ve etiket yoğunluklu dünyasında çok da hatırlanmayan ama acilen hatırlanması ve içselleştirilmesi gereken değerlerimizden biri.... devamını oku

Bilmeden Öğreniyoruz Ama Bilerek Seçebiliriz

Çocukluğumuzdan bu yana ailemiz, çevremiz, deneyimlerimiz, televizyon ve artık internet aracılığıyla da bilmeden yani farkında olmadan pek çok şeyi öğreniyoruz. Çevremizden gelen fikirleri, söylemleri, yazıları düşünce kalıpları olarak zihnimize alı... devamını oku

Sorgulanmayan Hayat Yaşanmaya Değmez

"Sorgulanmaya hayat yaşanmaya değmez" derken Sokrates bir fanteziyi değil, evrensel bir gerçeği dile getiriyordu. Sıradan bir insan evrende olup biteni, canlı cansız varlıklar arasında cereyan eden olayları merak ve hayranlık duygusuna kapılmadan, sıradan ya da kaderci gör&u... devamını oku

DİL ve ZİHİN

İnsanın en çok güvendiği duyu organı gözdür. Çok sık kullanılan deyimlerden biridir hatta "gözümle görmediğime inanmam". Diğer yandan da görmediğimiz pek çok şeye inanırız. Örneğin duyguları göremeyiz ama kendimizin veya ... devamını oku

Olumsuzluklardan Arın

Olumsuzluklar hayatın bir parçasıdır. Daima olacaklar ama sürekli olumsuzluklara odaklanırsan elbette dengeni kaybedersin. Zihnin sana sürekli olumsuzlukları göstererek geribildirim verir ve sen kendini daha da kötü hissedersin. Bin metrelik yolun 300 metresini y&u... devamını oku

Bana Felsefe Yapma Koçum

İnsanların kendilerini ya da olayları sorgulaması için konunun derinine inmeye yönelik bir yaklaşımda bulunduğunuzda onları düşünmeye zorlarsınız. Karşı tarafta bu sorgulama sonucunda ya inandığı doğruları kaybetme (yanılmış olmanın) korkusu oluşur ya da kafa yorup düş&... devamını oku

Güzel İletişim Kurmanın Birinci Adımı Dinlemek

İnsan sosyal bir varlık olarak hayatını idame ederken sözlü veya sözsüz olarak sürekli bir iletişim halindedir. Evet, konuşmadığımız zamanlarda bile bedenimizle, iç sesimizle ve enerji alanımızla sürekli bir iletişim halindeyiz. Bugünkü yazımın konus... devamını oku

Yeni Çağda Koç Öğretmenler

Genelde yazılarımı etrafımda olup biten, kulak misafiri olduğum, gözlem ya da seans yaptığım  konular üzerine yazıyorum. Konu her zaman gelip beni buluyor :) "Yaz Arzu yaz, yaz da paylaş, belki başkalarının da hayatına bir kolaylık olur" diye bir iç ses beni yö... devamını oku