Kendi Hayatını Yaşamaya Var mısın?

Geldik gidiyoruz! Dünyada bir gün öleceğini bilerek yaşama çabasında olan tek varlık insan olarak bizler yaşamlarımızın içini nasıl ve neyle dolduruyoruz? Hangi tarihte öleceğimiz, belki kodlarımızda var ve bunu değiştiremeyiz ya da tarih belli değil yaşarken bir şekilde biz belirleyeceğiz bu tarihi. Her iki durumda da bir belirsizlik var, sonuçta bilmiyoruz, bilemiyoruz. O yüzden bu konuda endişelenmenin boşa bir çaba olacağını düşünüyorum. Ama bu süreci nasıl yaşayacağımız konusunda çokça düşünmemiz gerektiğini fazlasıyla önemsiyorum. Ne kadar çok yaşadığımızdan ziyade nasıl yaşadığımız, ne kadar anlamlı ve değerli yaşadığımız konusuna kafa yormak, hepimizin birincil işi olmalı. Mesela kaç kişi çıkıp da “ben kendi hayatımı yaşayabiliyorum” diyebilir? Sen diyebilir misin? İstersen cevabını bir kenarda beklet ve yazının sonunda tekrar kendine sor güzel insan :)

Birey, belli bir toplum içinde dünyaya gelir, o toplumun kurallarını aşamalı olarak benimser ve o toplumun parçası haline gelir. Buna toplumsallaşma diyoruz. Peki, büyüdüğümüz toplumda doğru bilinen yanlışlar varsa ya da eski zamanda doğru olan, işe yarayan yeniçağda bir işe yaramıyorsa, hatta zarar veriyorsa ve biz sorgulamadan hâlâ o öğretilerle yaşamaya çalışıyorsak gerçekten yaşıyor muyuz?  Ya da bir düşünme etkinliği içinde miyiz? Yoksa başkasına ait düşüncelerin miras yiyenleri miyiz? Bir yandan da kendimizi düşünüyor, Tanrı’nın bize verdiği akıl nimetini kullandığımızı mı sanıyoruz? Sence topluma kuru kuru katılan, benzer formlara girip topluma ilişen bireyler mi oluyoruz farkında olmadan? Yoksa topluma yeni bir şeyler katan mı oluyoruz? Kafamızda uçuşan deli soruları bırakıp bizi geliştiren bu soruların peşine düşsek gerçekten düşünmeye başlarız belki de… :)

Düşünmek dediğimde, farkındalık ışığında, önyargılardan, geçmişin otomatik kayıtlarından bağımsız, kalıplar dışında, sıfırdan düşünmekten bahsediyorum. Şu anda, bilincimim yettiği kadar ama sıfırdan sorgulayarak, yapıcı eleştirel bakışla, bir üst seviyeden yeniden anlamak ve anlamlandırmak için aklımızı kullanmaktan bahsediyorum. Bunun için de yukarıda yazdığım gibi farklı ve geliştiren sorulara, pozitif bir meraka, esnekliğe, cesarete ihtiyacımız var.

Eğer bir gün buradan giderken anlamlı bir hikâyeyi bitirerek gitmek istiyorsak özerk olabilmeyi öğrenmeliyiz. Toplum olarak pek çok kararımıza baktığımızda karar alma mekanizmamız genelde çevre, yani çevreye yenik düşen süper egomuz. Çevremiz istedi diye seçilen meslekler, seçilen eşler; çevre korkusu yüzünden yapılamayanlar, yaşanamayanlar ya da daha iyisini yaşayamayacağını, sınırlarının zaten bu kadar olduğunu kaderci bir rolle kabullenenler… Çevrenin, sistemin dayattığı “to do list” gibi mutlaka yapılması gerekenler listesini tamamlamaya çalışırken istemediği, kendini bulamadığı hikâyeler yazanlar ve bu dünyadan gitme vakti geldiğinde çoktan hikâyenin yazarı olarak imzayı atmayı kabul etmiş insanlar… İşte bu insanlar çoğaldıkça ne toplum gelişiyor ne de insan. Anlam, değer, mutluluk sahip olunacak bir sonraki siparişte aranıyor. Kimse kendi hayatını yaşayamıyor, çünkü kendi olamıyor. Ve hiç kimse ya da hiçbir sistem de bize kendimiz olabilme fırsatını sunmayacak. Herkes bunu kendi aklını kullanma cesaretini göstererek yapacak.

“Kendi hayatımı yaşıyor muyum” sorusu, cevaplanması zor bir sorudur :) Çünkü buna iyi bir cevap verebilmek için önce kişinim kendini çok iyi tanıyor olması gerekir. Ve bu da emanet, miras düşünce kalıplarıyla büyüyen insanların en derin yarasıdır. O yara, insanı 40’lı yaşlarına doğru dürtmeye başlar, bu durum karşısında hiçbir şey yapmayan, durumun verdiği rahatsızlığı yok sayan kişiler zamanla alışırlar ve uyuşturulmuş bir şekilde yaşamaya devam ederek kendilerine ait olmayan hikâyelerinin son sayfalarını doldururlar. Oysa o yaranın dürtmesiyle harekete geçen kişiler, sorgulamaya, düşünmeye, kendilerini hatırlamaya başlarlar. Kendilerine yatırım yapıp emek harcar ve sonunda kendi hayatlarını yaşayacakları hikâyelerini yazmaya başlarlar. Ayrıca topluma kuru kuru katılan olmaktan ziyade topluma değer katan birey olmaya geçerler. Akıllarını en üst seviyede kullanma cesaretini göstererek özerk bir yaşam sürerler. Ve işte o beklenmedik ölüm anı geldiğinde bir gün kendi hikâyesinin kaçıncı sayfasında olursa olsun kendisiyle onur duyarak imzasını atabilir.

Yazımızın sonuna geldik :) Yazı boyunca geliştiren, düşündüren pek çok soru sordum ve yorumlarımı yazdım. Şimdi yorumlar bana kalsın :) Siz sorulara kendi cevaplarınız verin, o cevaplar da sizi, sizin hikâyenize götürecek yolu bulacaktır… :)

Sevgi ve sağlıkla ilerleyin…

Arzu Bıyıklıoğlu

NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu

 

Felsefe Günlüğü 2

FELSEFE GÜNLÜĞÜM“KİNDİ”Kişisel gelişime ilgisi olan, kendisiyle bir yola çıkmış her insanın yolu, bir zaman sonra felsefeyle mutlaka kesişecektir. Ama elimizde akıcı dille yazılan, felsefeyi basitçe her insanın anlayabileceği ... devamını oku

Arzu'nun Felsefe günlüğü (1)

Kendi kendime konuşurken yine parmaklarım kaşındı, kendimi bilgisayarın başında buldum. “Yazmayıp da ne yapacaksın Arzu?” diyen o iç sesi hep dinledim. İyi ki dinlemişim, şimdi bana kafandan geçenleri anlat desen şu an yazdığım gibi rahat anlatamam. Çünkü... devamını oku

Sihirli Kelimeler

Kalbinden öylesine samimiyetle akıp gelen ve iki dudağının arasından evrene karışırken gözlerinin de onayında parıldayan bir çift söz: “Teşekkür ederim, seni seviyorum.” Ne kadar az duyuyoruz, ne kadar az söylüyoruz. Çağımızın lüksü... devamını oku

Bu Bayram Şiir Olsam!

Bu bayram RÜZGAR olup gelsem, pencerenden girip perdelerine bahar kokusu bıraksam…Ya da kuş olup gelsem, yanındaki ağaç dallarından sana bir şarkı söylesem….Ya da ben bu BAYRAM kutup yıldızı olsam, başını yukarı kaldırdığında göz göze gelsek&... devamını oku

Kendi Hayatını Yaşamaya Var mısın?

Geldik gidiyoruz! Dünyada bir gün öleceğini bilerek yaşama çabasında olan tek varlık insan olarak bizler yaşamlarımızın içini nasıl ve neyle dolduruyoruz? Hangi tarihte öleceğimiz, belki kodlarımızda var ve bunu değiştiremeyiz ya da tarih belli değil yaşarken bir... devamını oku

Korkuların ve Hayallerin Seçim Gücü

Son yıllarda çokça merak ve ilgi konusu olan “çekim gücü” hayallerimize ulaşma aracı olarak kimimiz için harika deneyimler yaşattı, kimimiz için yalan oldu desek yeridir. Peki, çekim gücü çalışmaları, neden bazı insa... devamını oku

Kimler Akıllıdır?

Akıllı olmak sadece seçkin insanlara mı ait bir özellik midir yoksa her insan akıllı mıdır? Yaptığım sosyolojik, psikolojik, nörolojik ve felsefi araştırmalara göre akıl, her insan için vardır ama kullanıp kullanmamak ya da ne amaçlı kullanacağı kişiye kalmıştı... devamını oku

Belki de Sen, Yüzüncü Maymun Olabilirsin

Gündemde olaylar alıp başını giderken bu olaylara fazla takılmadan kendi üzerlerine odaklanmış, içsel huzur ve dengeyi yakalamış (ya da yakamla gayreti içinde) olanlara gündem takipçileri pek hoş gözle bakmıyorlar. Bu arada gündemciler de kendi arasın... devamını oku

CÖMERTLİK

Bugün de güzel erdemlerden, önemli insani değerlerden biri olan CÖMERTLİK kapısından bakalım istedim. Modern çağın madde ve etiket yoğunluklu dünyasında çok da hatırlanmayan ama acilen hatırlanması ve içselleştirilmesi gereken değerlerimizden biri.... devamını oku

Bilmeden Öğreniyoruz Ama Bilerek Seçebiliriz

Çocukluğumuzdan bu yana ailemiz, çevremiz, deneyimlerimiz, televizyon ve artık internet aracılığıyla da bilmeden yani farkında olmadan pek çok şeyi öğreniyoruz. Çevremizden gelen fikirleri, söylemleri, yazıları düşünce kalıpları olarak zihnimize alı... devamını oku