ÇOK MU AKILLIYIZ?

ÇOK MU AKILLIYIZ?

Bu yazıyı kaç kişi okur bilemiyorum. Önemli değil. Yazdıklarımı okuyanlardan kaç kişi benim gibi algılar, onu da bilemiyorum. Onun da bir önemi yok şimdi. Ama yazdıklarım evrende somut bir enerjiye dönüşür, kuvvetli bir dua olur ve ulaşması gereken yerlere ulaşır, kafamdaki sorulara cevap gelir, güzel eylemler gelir, buna inanıyorum ve onun için yazıyorum… Aslında kendimle konuşuyorum, niyetim kimseye akıl vermek değil, yazılı ve sesli bir dua diyelim

işim insanların sorunlarını çözmesine, yaşam kalitelerini artırmasına, olumlu düşünmelerine, hayallerini gerçekleştirmelerine hizmet ediyor. Kim gelirse gelsin, konusu ne olursa olsun temelde herkes için konularının haricinde ortak bir amacım var: iyi ve kötü dedikleri her şeyin sorumluluğunu almaları, diğerleri dediklerinin de onların bir yansıması olduğunu görmelerine yardımcı olmak. Yargıladıkları insanlar, olaylar da buna dahil. Ve tabii ki amaçlarına ulaşırken etik ve ekolojik bir çerçevede ilerleyebilmek. Her insanın özde bir olduğunun anlaşılmasına, içimizde Tanrıya ve sevgiye yer açtığımızda içsel huzur ve mutluluğu hissedebilinmesine vesile olabilmek.

Milletçe yaşadığımız olaylara bakınca şimdi acil bir farkındalık ihtiyacı olduğunu görüyorum. Küçük resimden çıkıp büyük resme bakabilirsek çok daha fazlasını görebiliriz.

Ülkemizin üstünde duran büyük resim, ülkenin kendi içinde kavgası, yargısı, ötekileştirilmesi ve bunun artık ülke dışına taşması. şimdi resmi tekrar küçük ölçeğe alalım ve bir alt katmana girelim… Aynı sorun çoğu insanın iş hayatında, özel ilişkilerinde, aile içinde mevcut. Daha bir alt katmanda da kendi içinde iç çatışmalar mevcut. Büyük resim, alt katman olan küçük resimlerin bir yansıması. Nasıl ki kendi içinde kavga eden, birbirini beğenmeyen bir aile başkaları tarafından da kolayca çekiştirilip içine fitne fesat sokulabiliyorsa kendi içinde birlik olmayan, birbirini yargılayan, ötekileştiren bir toplum da gün gelir başkalarının elinde oyuncak olur… Bu da resmin en büyük hali. O zaman başa dönersek ilk iyileşme kendi içimizde, aile ilişkilerimizde, insanımıza bakışımızda başlar. Ve sevgiye yer açmakla başlar her şey…

şu an olup biten her şeyden küçük resim, büyük resim fark etmez her neyse hepimiz sorumluyuz. Önce bu sorumluluğu kabul etmemiz lazım ki iyileşmeye geçebilelim. Eğer hayatımızda olup biten bir şeyden duygusal olarak etkileniyorsak o zaman sorumluluğu da kabul etmek gerekir. Biz olaya dahil olmasak o zaman etkilenmezdik. Çok mu biliyoruz, çok mu akıllıyız? Cahile kızarsak cahilden farkımız kalmaz… Tokat atana küfredersek tokat atandan farkımız kalmaz… Ona dönüşürüz. Madem o cahil, madem o kötü biz bunu onun hakkında konuşarak, yargılayarak, onun gibi yaparak  ya da dışlayarak nasıl onun düzelmesini, olayların değişmesini bekleyebiliriz ki?  Bu, işe yarar bir yöntem olsaydı özel hayatımızda da ülkemizde de çoktan cennet hayatını yaşıyor olurduk. O beğenmediklerimizi kötü ya da cahil diye yargılıyorsak biz neyiz? Çok mu akıllıyız, çok mu bilgiliyiz? Çok mu iyiyiz? Eğer öyleysek neden aklımızı, bilgimizi, iyiliğimizi kullanarak farklı bir şeyler yapmıyoruz? Sen şimdi bana "seni sevmiyorum, sen benim düşmanımsın" desen ve ben de senin gözlerinin içine bakıp yine de gönülden "ama ben seni yine de seviyorum, sen de Rabbimin yarattığı bir kulusun" desem ne hisseder, ne düşünürsün?

Ülkemizde kendi başına olmaktan korkan, sadece bu hayatta var olabilmek, varlığını hissedebilmek için bir gruba, bir camiaya bağlı olmaya ihtiyaç duyan milyonlarca insan var… işte bu noktada ortaçağ zihniyeti çok işe yarar, yaradı da… Bir gruba bağlı olunca ancak varlığını hissedebilen, bunu korumak adına canını bile vermeye hazır olan (çünkü o camiasız zaten var olmayacak) insanlara bunun doğru olmadığını öğretebilir miyiz, anlatabilir miyiz? Hele bir de onları yargılayıp, küçük görüp suçlayarak… Acaba herkesin dahil olabileceği, bağlı olabileceği tek bir millet anlayışını yeniden içimizden doğursak nasıl olur? Çoğumuzun ilgisini, varlığını çekmez mi?

insanlar önce hayatta kalmaya programlıdır doğaları gereği. Barınma, beslenme, güvende olma, üreme. Sonra aidiyet ve sevilme ihtiyacı. Sonra güç, statü, beğenilme, değerler… En son, bunları aştıktan sonra, kendini bilme, kendini gerçekleştirme gelir. Eğer şimdi biz kendimizi bu en üst basamağa koyuyorsak, farkındaysak, aşmışsak, çok akıllı, eğitimliysek ve beğenmediklerimiz altlardaysa biz ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız?

Kimsin, nesin, kimlerdensin, neye inanıyorsun sorularını bırakıp sadece insan olduğumuzun farında olsak… "Ben farkındayım ama o bunun farkında değil" demeden, çünkü zaten bunu söylediğimiz an kaybetmeye başlıyoruz…

insanları seyrediyorum; gözlerindeki, bedenlerindeki korkuyu alıyorum…. Herkes korkuyor ve korku titreşimi birbirini tetikliyor… Bu hiç iyi bir şey değil çünkü belli bir oranı aştığında korkmayan insan bile korkmaya başlayacak. Üzülsek, empati yapsak, sonra da ağlasak ve gözyaşlarımızla içimizdeki sevgi çiçeğini sulasak. şiir gibi değil mi? Ama olabilir… Malı mülkü, adı sanı, dini ırkı bıraktığında, ki bir an gelir bunları herkes bırakır, her şey anlamını yitirir… Bunu anlamak için son ağacı, son lokmayı, son insanı görmek zorunda kalmayalım. Bunu anlamak için yeteri kadar mesaj, uyarı aldık büyük resimden. Mesajlar çok açık, birlikte olmayı, birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Biz çok mu akıllıyız, çok mu bilgiliyiz? Öyleyse burada adım atacak bizleriz. Yok ben akıllı, farkındalıklı, bilgili değilim ise cevabımız yine yoktur hiçbirimizin birbirinden farkı. Beğenmediğimiz de biziz, sonuçlar da biziz. Durum çok açıktır ki daha fazla bölünmeye, yargıya, şiddete değil, barışa ve sevgiye ihtiyaç var . O da sadece dilemekle olmuyor… istediğimiz şeyin önce kendisi biz olmalıyız.

Ben şimdi yine aklımızı ve kalbimizi birliğe getirmek içim dua edeceğim. Bunun için daha çok seveceğim, ben şimdi içimdeki düşmanı bir kez daha yok edeceğim… şimdi yine ağlayıp içimdeki sevgi çiçeğimi sulayacağım… Daha sağduyulu olmaya, bütünleştirici adımlar atmaya niyet edeceğim… Ve öyle de davranacağım, daha kötü olacak senaryolar üretip kehanetlerde bulunmaktansa olmasını istediğim  bütün ve özgür bir milletin hayalini kuracağım… Onun için farklı bir şeyler yapacağım… şimdiye kadar yaptıklarımdan farklı bir şeyler daha yapacağım. (Dua ederiz, olumlarız, umut ederiz, niyet eder niyetimize uygun adımlar atarız, işte o zaman bir değişim olur.)

Ve şimdiden dualarımın kabulü için, hayallerimin oluşu için, adımlarımın sonucu için  TEşEKKÜR EDERiM &şÜKREDERiM…

Sevgi ve sağlıkla ilerleyin

Arzu Bıyıklıoğlu

NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu

By | 1970-01-01T00:00:00+02:00 Ocak 1st, 1970|Farkındalık ve Değişim Koçluğu|Yorum Yok

About the Author:

Yorum Bırak